بطل فلم وادي الدئاب

  • مراد علمدار

    هو بطل المسلسل وهو الشخصية الرئيسية فيه. ولد بإسم علي جاندان وكان أبوه محمد قرخانلي. هو رجل مافيا وسياسة، تدعمه الدولة التركية للقضاء على أعداء الدولة والمافيا، وكذلك القضاء على كل من يريد إنهاء أو التقليل من هيبة البلاد. مراد علمدار يواجه في أجزاء المسلسل العديدة عدة أعداء وينجح في القضاء عليهم، ويتم إستهداف الكثير من أحبائه. ينضم مراد بعد ذلك إلى هيئة الختيارية ثم يصبح رئيسها وبعد ذلك يحاول القضاء على حراس المعبد. من أقرب المقربين لمراد هم ميماتي وعبد الحي وجاهد وعاكف، وكذلك منظمة الأمن القومي.

  • جاهد كايا أوغلو

    اليد اليمنى لمراد، يساعده في أعماله وله دور كبير في المسلسل، بعد إعلان وفاة مراد في الجزء الثامن، يحاول جاهد الدخول في حراس المعبد وينجح في ذلك،ويصبح عضوا مهما معهم ،ولكن في الحقيقة مراد لا يزال على قيد الحياة وجاهد يواصل العمل مع حراس المعبد بناء على أمر من مراد . يتسم جاهد بوسامته وذكائه.

Wednesday, July 31, 2013

İdamdan hemen önce Abdullah Çatlı itirafı! 2013

İdamdan hemen önce Abdullah Çatlı itirafı!

İdamdan hemen önce Abdullah Çatlı itirafı!

1980'de idam edilen ülkücü Mustafa Pehlivanoğlu'nun asılmadan saatler önce ifade verdiği, Abdullah Çatlı ile Muhsin Yazıcıoğlu'nu suçladığı ortaya çıktı.

Mesut Hasan Benli'nin haberi
12 Eylül’de idam edilen ilk ülkücü olan Mustafa Pehlivanoğlu’nun idamından saatlerce önce verdiği ifade ortaya çıktı. İfadesinde ‘pişman’ olduğunu söyleyen Pehlivanlıoğlu ‘kendisini yönlendiren Abdullah Çatlı, Muhsin Yazıcıoğlu ve İsa Armağan’ın cezalandırılmasını’ istiyor.
Devrimci 78’liler Federasyonu tarafından bu yıl ikincisi bugün açılacak Utanç Müzesi’nde 12 Eylül yargılamalarına ilişkin dava dosyaları da sergilenecek. Sergilenecek dosyaların bir tanesi de 1977’de öldürülen Erzurum Atatürk Üniversitesi öğretim görevlilerinden Orhan Yavuz’a ait. Yavuz ülkücü olduğu iddia edilen kişilerce kalbinden bıçaklanarak öldürüldü. Bu davada ifade verenlerden biri idam edilen ilk ülkücü olan Mustafa Pehlivanoğlu’ydu. Pehlivanoğlu 7 Ekim 1980’de gece saatlerde idam edildi. Pehlivanoğlu idam edilmeden saatler önce Mamak Cezaevi’nde askeri savcıya çarpıcı ifadeler verdi.
Peşimi bırakmadılar
Pehlivanoğlu saat 15.30’da verdiği ifadesinde Abdullah Çatlı’nın kurduğu örgüte nasıl katıldığını şöyle anlatıyor: “İdeolojik nedenlerle kurşun sıkmaktan cezaevine ilk düştüğümde 6 ay kaldım. Sonra tahliye oldum.
Ankara’ya döndüğümde İsa Armağan ve diğer arkadaşlar ziyaretime geldi. İsa bana Abdullah Çatlı ile suç dosyalarımdan birini yok ettikleri için tahliye edildiğimi söyledi. Niyetim askere gitmekti. Ancak İsa ısrar edince Abdullah Çatlı’yla görüştüm. İsa Armağan bir örgüt kurduklarını söylüyordu. Abdullah Çatlı ile sonraki bir görüşmemizde Abdullah Çatlı, İsa’nın kurduğu örgütü teyit ederek, örgütün isminin TUŞKO (Türkiye Ülkücü Şeriatçı Komando Ordusu) olduğunu bu örgütün Türkiye çapında kurulduğunu ve Ankara sorumlusunun İsa Armağan olduğunu belirterek benim onlara yardım etmemi istedi.”
Katliam Çatlı’nın eliyle
Bütün emirleri Abdullah Çatlı’dan aldıklarını söyleyen Pehlivanoğlu şöyle devam etti: “İsa Armağan, genellikle yapılacak işlemler hakkında bir şey söylerdi. Bütün emirleri Abdullah Çatlı’dan alırdı. Benim de karıştığım Balgat olayı Abdullah Çatlı’nın emriyle gerçekleştirildi. Bu olaydan yakalanıp cezaevine düştükten 2- 3 ay sonra bizimle Balgat olayına karışan Haydar Şahin’in Çatlı’nın emriyle ve çok şeyler bildiği gerekçesiyle öldürüldüğünü İsa’dan duydum. Ankara Merkez Cezaevi’ne girdikten 10-15 gün sonra Muhsin Yazıcıoğlu ile Çatlı görüşe geldi. Bizi cezaevinden kaçıracaklarına söz verdiler. Sonra vazgeçtiler.”
Pehlivanoğlu yaptıkları eylemlerde kullandıkları silahların İsa Armağan tarafından temin edildiğini de ifade ederek “Hatta Balgat olayında kullanılan 12’li Baretta marka tabancıyı Abdullah Çatlı’dan almıştım. İsa silahları Niğde’den getirerek Abdullah’a veriyordu. Abdullah örgüte dağıtıyordu” dedi.
Pehlivanoğlu, çarpıcı ifadesini şöyle sürdürdü: “Balgat olayı olduktan sonra benimle İsmail Köksal’ı kaçıran otomobil MHP’li bir milletvekiline aitti. Bunu arabayı kullanan Şevket Çetin söyledi. Şunu açıklayayım, bu araba MHP milletvekillerinden bir tanesine aitmiş. Fakat ismini bize söylemedi.”
"Muhsin Yazıcıoğlu perde arkasından yönetiyordu"
İdam öncesinde verdiği ifadesinde Muhsin Yazıcıoğlu ve Abdullah Çatlı’nın dernek başkanlıkları döneminde çok faal olduklarını belirten Pehlivanoğlu şunları anlattı: “İstanbul teşkilatını genel merkeze bağlayan bu ikisi olmuştur. Yazıcıoğlu perde arkasındadır. Örgütü yöneten kişidir. Parti ile ilişkisi olan şahıslar Muhsin Yazıcıoğlu, Abdullah Çatlı, Şevket Çetin’di. Yapılan eylemlerden partinin haberi vardı.”
Pişman olduğunu kaydeden Pehlivanoğlu “Beni yönlendiren ve bu duruma düşüren kişilerin de yasal cezalarını çekmelerini istiyorum. Olaylarda kullanılan silahlar teşkilatta pis silah olarak adlandırılırdı, bu silahlar taşraya giderdi. Oradan bize Ankara’da kullanılmayan silah gelir, bu şekilde silahlar örgüt içerisinde devamlı dolaşırdı. Bu emir ve direktifi verenler, eylemleri yönlendirenler Abdullah Çatlı, Muhsin Yazıcıoğlu, Şevket Çetin ve Esat Bütün’dür.”
Share:

Abdullah Çatlı'nın kızına çek davası 2013

Abdullah Çatlı'nın kızına çek davası

Abdullah Çatlı'nın kızına çek davası.9541
Tahsilat için bankaya verdiği iki çek karşılıksız çıkan Selcen Çatlı Bayrak hakkında 6 aydan 2 yıla kadar hapis istemiyle dava açıldı
Türkiye'yi sarsan Susurluk kazasında hayatını kaybeden Abdullah Çatlı'nın küçük kızı Selcen Çatlı Bayrak'ın bankaya verdiği 40 ve 50 bin lira tutarındaki iki çek karşılıksız çıktı. İşadamı Mehmet Ali Bayrak'ın oğlu Arif Bayrak'la 2002'de evlenen Çatlı'nın kızı Selcen Çatlı Bayrak, hakkında dava açıldı.

BİLGİ VERİLDİ AMA...

Şikâyetçi banka, çeklerin karşılıksız çıkması üzerine Selcen Çatlı Bayrak'a bilgi verildiğini ve buna rağmen düzeltme hakkını kullanmadığını ileri sürdü. "Çek Yasası'na Muhalefet" ettiği iddia edilen Bayrak, geçen yıl mahkemeye başvurarak, çek karnesinin rızası dışında elinden çıktığını ve çeklerin başkaları tarafından kullanıldığını iddia etti.

'İMZA BANA AİT DEĞİL'

Çeklerdeki imzanın kendisine ait olmadığını öne süren Selcen Çatlı Bayrak, Karayel Tekstil ve Metal Sanayi Şirketi'nin elinde olduğunu iddia ettiği ve bankaya verilen çeklerle ilgili bir borcunun olmadığının tespiti için dava açmıştı.
Share:

İşte Abdullah Çatlı'nın sır albümü 2013

İşte Abdullah Çatlı'nın sır albümüİşte Abdullah Çatlı'nın sır albümüİşte Abdullah Çatlı'nın sır albümüİşte Abdullah Çatlı'nın sır albümüİşte Abdullah Çatlı'nın sır albümü

Share:

Abdullah Çatlı kimin kontrolündeydi? 2013

Abdullah Çatlı kimin kontrolündeydi?

Türk siyasi tarihinin en karanlık ve hâlâ aydınlanmamış döneminin Susurluk süreci olduğu net bir şekilde görülür. 1923'te ilan edilen Cumhuriyet'in aslında ne olduğunu gösteren net bir fotoğraftı Susurluk.
Devletin kilit noktalarında görev yapan bürokratlar mebzul miktarda maksatlarını aşmışlar ve hukuku kendileri belirlemeye başlamışlardı. Emniyet görevlileri, jandarma, asker kendi bildiğini okuyordu. Siyaset figürasyon görevi görüyor ya da askerlerin emrinde çalışıyordu. Abartı gibi düşünebilirsiniz ama asla değil. 28 Şubat'ın perde arkasındaki ilişkiler siyasetin, asli görevini bırakıp devleti kendi istedikleri yöne çekmek isteyenlere hizmet ettiğini görecektir. Bu yüzden hâlâ çözmediğimiz Kürt sorununun belki de en kördüğüm olduğu noktaydı 1990'lı yıllar.
Ortaya çıkan tabloda Susurluk süreci ve Kutlu Savaş'ın yazdığı rapor devletin serencamını gözler önüne serdi. Mafya, bürokrasi, siyaset, asker, yerel yöneticiler, işadamları bir araya gelmişler, Türkiye'yi çıkmaz sokaklara götürmüşlerdi.
Susurluk tam olarak aydınlatılmış bir dönem değildir. Evet, Kutlu Savaş'ın raporu bazı ilişkileri ortaya koyuyor ama arka planda ne olduğu, kimlerim kimlerle nasıl ilişkiler kurduğu çözülemedi. Aslında devletin kullandığı ya da görev verdiği (!) bazı isimler üzerinden iz sürülse daha çabuk neticeler alınabilir. Bu isimlerin en meşhuru Abdullah Çatlı'dır. Çatlı belki öldüğü için hakkında çok muamma var. Çatlı'nın devlete çalıştığından şüphemiz yok. Ama hangi devlete?
Yedi TİP'linin öldürülmesine adı karışan birinin bir türlü yakalanamaması, daha sonra elini kolunu sallaya sallaya yurtdışına çıkması kimin eseri olabilir? Bir dönem MİT Marmara Bölge Başkanlığı yapan Nuri Gündeş'in Çatlı için "devlete hizmetleri olduğunu" ifade etmesi de işin ayrı bir boyutu. O zaman akla şu soru geliyor? Abdullah Çatlı kimin kontrolündeydi?
1970'lerin sonları ve 1980'lerin başında hem Emniyet hem de MİT'e çalıştığı anlaşılıyor. 1970'lerde devletin düşmanı içeride olduğu için Çatlı buradaki operasyonlarda kullanılıyordu. 1980'lerde ASALA meselesi baş gösterince bu sefer MİT ona dışarıda görevler verdi. 1990'lada konsept tamamen değişti. Çatlı bu sefer tıpkı Yeşil gibi PKK ile mücadelede devletin "aktif" elemanı oldu. Yeşil Güneydoğu'da bildiğini okurken, Çatlı büyükşehirlerde kendisine verilen görevi ifa ediyordu.
Burada sorulması gereken soru şu: 1990'larda Çatlı'yı Emniyet kanadına binaen Mehmet Ağar mı, yoksa MİT adına Mehmet Eymür mü yönlendiriyordu? Ya da Çatlı bu iki isim arasında çıkan çatışmanın harcanan ismi mi olmuştu? Devlet Çatlı'yı hangi işlerinde kullanmıştı?
Ömer Lütfi Topal'ın öldürülmesine adı karıştığı biliniyor. PKK'yla bağlantısı olduğu iddia edilen Kürt işadamlarına yönelik infazlarda işin içinde olduğu da söyleniyor. Ayrıca Çatlı'nın siyasilerle de bağlantısı olduğu hep konuşuldu. Kendisiyle ilgili mahkeme ve Yargıtay'daki dosyalarının akıbetini dönemin bazı ANAP'lı siyasetçilerini devreye sokarak öğrenmeye çalıştığı da hep dillendirildi.
Yani Abdullah Çatlı asla saklanan, gizlenen biri değildi. Yeri geliyor Ankara'ya, yeri geliyor İstanbul'a ya da canı nereye istiyorsa oraya gidiyordu. Bir nevi dokunulmazlığı vardı. Hakkında bu kadar çok şey söylenip hakkında az şey bilinen biridir Çatlı.
Bugün gelinen noktada devlet Ergenekon, Balyoz gibi can alıcı darbe davalarının üzerine gidiyor. Kendilerini devletin sahibi zanneden zihniyetin tezahürüdür bu davalar. Ancak özellikle 2002 sonrası AK Parti'ye yönelik kirli operasyonların amacının ne olduğunu anlamak için Susurluk sürecinin aydınlatılması şart. Bu darbe davalarıyla darbeci klik bir miktar etkisiz hale getirildiyse de henüz sonlanmış değildir. Bu yapı devlet içinde çok güçlüdür. Oluşacak en küçük bir istikrasızlıkta ölü hücrelerin uyanması gibi yeniden harekete geçeceğinden kimsenin şüphesi olmasın.
O yüzden Abdullah Çatlı'nın ilişkileri, bağlantıları, telefon görüşmeleri ve hatta varsa devletten aldığı ödenekler tek tek tespit edilmelidir. Çürümüş ya da yozlaşmış zihniyet sorgulanmazsa bunlar yarın sorun olarak hükümetin önüne gelecektir. Tıpkı Çatlı gibi Tarık Ümit de bu sürecin kilit isimlerindendi. Amca Cemalettin Ümit'in, yeğeni Tarık_Ümit'in kaybolması üzerine açılan soruşturmayı Ergenekon tutuklu sanığı emekli Tuğgeneral Veli Küçük'ün kapattığını, hazırlanan raporu da yok ettiğini söylediğini unutmayalım. Cemalettin Ümit, "Tarık'ın arabası Çerkezköy jandarma bölgesinde bulunduğundan dolayı, soruşturmayı Ahmet Altıntaş diye bir jandarma istihbarat astsubayı yürüttü. Çok ciddi çalışmaları oldu. İşin sonuna gelmiş, konuyu çözmüştü. Olayın faili olarak tespit ettiği insanları gözetim altına aldı. Derhal Ankara'ya haber uçtu. Kısa bir süre sonra bunları bırakması için emir geldi ve bıraktılar. Altıntaş'ı arayıp 'elindekileri bırak' diyen de Veli Küçük'tü. Soruşturma sonucunda hazırlanan rapor da yok edildi" açıklamalarında da bulunmuştu.
Dün gazetemiz Yenişafak'ta Ali Bayramoğlu Susurluk süreciyle ilgili şunları yazıyordu. "Devleti her koşulda korumak, devlet faaliyetlerini her koşulda doğrulamak yerleşik zihniyetin temel taşlarından birisini oluşturduğu sürece böyle kalmaya devam edecektir.
Türk kamuoyu JİTEM'in iç yüzünü öğrenememiştir. Türk kamuoyu Binbaşı Cem Ersever'in faaliyetleri ve nasıl öldürüldüğünü, Yeşil'e ne olduğunu bilmemektedir.
JİTEM'le ilgili yüzlerce kanıt, resmi evrak ortada dolaşırken, Yeşil'in telefonla Jandarma birimlerini ve JİTEM'i yüzlerce kere aradığına ilişkin kayıtlar mahkeme dosyalarını doldururken, resmi kurumlar hâlâ böyle bir kurumun olmadığını söylemektedir."
Eğer meseleler halının altına süpürülürse, yarın bir gün hepsi gün yüzüne çıkmaya başlar. Bizdeki yargı nedense Susurluk sürecine pek itibar etmiyor. Çatlı'dan başlayıp Korkut Eken'e, Cem Ersever'den Mehmet Ağar'a, Arif Doğan'dan Tarık Ümit'e ve böyle birçok ismin izi sürülse birçok şey açığa çıkacaktır. Karanlıkta hiçbir şey kalmasın isteniyorsa, bu sürecin iyice ayıklanması gerekir. Yoksa ummadık taş sonra herkesin başını yarar.
Share:

Çatlı'nın çantasına dair altı hikaye 2013

Çatlı'nın çantasına dair altı hikaye

Susurluk'tan 13 yıl sonra Çatlı'nın çantası hâlâ sır!
Hoştan: ‘Çanta bende, içindekilerse eşinde'
Kırcı: ‘Çantayı bulan Susurluk'u çözer'
Bucak'ın koruması: ‘Çantayı bizim şoför aldı'
Bucak: ‘İçindekiler işte bunlar'
Güney: ‘Çanta Veli Küçük'te'
Küçük: ‘Ne çantası?'
Ergenekon davasının önceki günkü duruşmasında Susurluk hükümlüsü Sami Hoştan'tan "Abdullah Çatlı'nın kayıp çantası bende" itirafı geldi. Hoştan'a göre çantada sadece para ve Çatlı'nın kızına ait kolye vardı. Hoştan'ın itirafı yıllardır sorulan bir sorunun yanıtı gibi dursa da, bu itiraf bile beraberinde birçok soru getirdi.
Hoştan, ‘olay yerine ilk kendisinin gittiğini' söyledi. Oysa resmi kayıtlara göre olay yerine ilk giden Bucak'ın korumaları, trafik ve jandarma ekipleriydi. Hoştan doğruyu söylüyorsa olay mahalline kimin izniyle girip, çantayı almıştı? Ayrıca kaza sonrası tutanaklarda Çatlı'nın çantasından söz edilmiyor.
Öyleyse Çatlı'nın çantası tutanaklardan çıkarıldı mı, yoksa hiç girmedi mi?
Susurluk kazası 3 Kasım 1996'da meydana geldi. Resmi belgelere göre, milletvekili Sedat Bucak'a ait Mercedes'i polis müdürü Hüseyin Kocadağ kullanıyordu. Kuşadası'ndan İstanbul'a seyir halindeyken Susurluk ilçesi Uçak Yolu mevkiinde sol taraftaki benzinlikten bir kamyon çıktı. Kocadağ'ın kullandığı araba kamyona sağ arka yan tarafından çarptı. Saat 19.15 sıralarıydı. Bucak yaralı kurtuldu, Kocadağ, yine arabada bulunan Mehmet Özbay sahte kimlikli Abdullah Çatlı ve Gonca Us öldü.
Hoştan'a kim izin verdi?
Susurluk davası karar belgesine göre kazadan yaklaşık üç dakika içerisinde, arkadan Bucak'ın korumalarının içinde bulunduğu araba olay yerine geldi. Korumalar yaralıları çıkarırken sırasıyla olay yerine önce trafik hemen arkasından Susurluk İlçe Jandarma Bölge Komutanlığı görevlileri geldi.
İlk arama ölü ve yaralıların dışarı çıkarılmasından sonra yapıldı. İlk aramada çok sayıda silah çıktı. Daha sonra kaza yapan araç jandarma karakoluna çekildi. Susurluk kararına göre bagajda Nike marka spor çanta bulundu. Bu çantanın içinde mermi ve fişek vardı. Bagajda bir de bond tipi bir çanta vardı. Bunun içinden de 22 kalibre tabanca mermisi çıktı. Kararda bu çantalardan birinin içinde 35 adet yeni çekilmiş fotoğraf çıktığı da belirtildi.
Susurluk skandalıyla ilgili hazırlanan MİT raporunda ise silah, mermi, cep telefonu ve plakanın yanı sıra otomobilde iki adet şifreli kilitli çanta ele geçirildiği belirtiliyordu. Ancak MİT raporundaki bu ‘iki adet şifreli kilitli çanta' davanın karar tutanaklarında yer almadı. Bu durumda bu çantalardan biri tutanağa geçmedi mi ya da tutanaktan çıkarıldı mı sorusu akıllara geliyor.
Hoştan önceki günkü ifadesinde kaza yerine ilk kendinin gittiğini söylemişti. Hoştan doğru söylüyorsa resmi ekiplerin bulunduğu kaza mahalline kimin izniyle girdi, çantayı nasıl aldı?
‘Şifreli, kahverengi, deri'
‘Çatlı'nın kayıp çantası' şimdiye kadar birçok kez gündeme gelmişti. Hoştan'dan yıllar önce Haluk Kırcı, 1999 yılı Ocak ayında yakalandığında ‘Çatlı'nın kayıp çantası' ile ilgili ayrıntılı bilgiler vermiştı. Kırcı "Bu çanta, Abdullah Çatlı'nın sürekli yanında taşıdığı, yanından hiç ayırmadığı bir çantaydı. İçinde mikro Uzi marka silah, telefon fihristi, şahsi belgeleri ve günlük benzeri bir defteri vardı. Çanta şifreli ve kahverengi deri kaplıydı. Bu çanta kazadan sonra kayboldu. Çanta bulunursa Susurluk çözülür.
Çatlı bütün ilişkilerini o defterine yazıyordu" demişti.
Susurluk kazasında yaralanan Sedat Bucak'ın koruması Ercan Ersoy ise TBMM Susurluk Komisyonu'na verdiği ifadede, kayıp çantayı Bucak'ın özel şoförü Abdülgani Kızılkaya'nın poşete koyarak sakladığını öne sürmüştü.
Susurluk davasında yargılanan Bucak'sa 2004 yılında içinde Çatlı'ya ait çantadaki bazı belge ve fotoğrafların bulunduğunu öne sürdüğü zarfı mahkemeye sundu. Zarftan ‘Korkut Eken, Abdullah Çatlı ve Sedat Bucak'ın birlikte çektirdiği fotoğraf. Çatlı'nın bazı orgeneraller ile çektirdiği fotoğraflar. Sakıp Sabancı'nın Mehmet Özbay adına imzaladığı ‘Değişen ve Gelişen Türkiye' kitabı. Telefon fihristi. Yabancı bir başbakan tarafından Mehmet Özbay adına imzalanmış bir belge. Eken'in 21 sayfalık gizli istihbarat raporu' çıktı.
Tuncay Güney'in Ergenekon iddianamesinde yer alan ifadelerine göre ise çanta ve içindekiler Veli Küçük'teydi.
Güney'in iddiasına göre arkadaki araçta Veli Küçük'ün adamları vardı ve Çatlı'nın çantası Drej Ali tarafından alınarak Veli Küçük'e verildi. Güney, Küçük'ün "Allahtan biz o çantayı şey yaptık, eğer çanta başkalarının eline geçseydi mahvolurduk, bizi bertaraf ederlerdi" dediğini öne sürüyor.
Veli Küçük ise Ergenekon'da ifade verirken "Çantadan baştan beri haberim yok. Ali Yasak'ı (Drej Ali) bu çantayı almak üzere kaza yerine gönderdiğim iddiası var. Ali Yasak'ı tanımıyorum ki göndereyim" demişti. (Radikal)
Kaza tutanağında yok, MİT raporunda var
Jandarma Genel Komutanlığı'ndan TBMM Araştırma Komisyonu'na 6 Aralık 1996'da gönderilen evraka göre otomobilden çıkanlar:
"... Kaza yapan otomobilde; (2) adet MP-5 Mk. tabanca, (5) adet tabanca, (2) adet susturucu, (281) adet muhtelif tabanca fişeği, (3) adet sahte kimlik belgesi, çok az miktarda kahverengi toz madde ve naylon poşet parçasında toz bulaşığı madde bulunmuştur."
MİT Raporu'na göre ise Susurluk kazasından sonra otomobilde ve Çatlı'nın üstünde bulunanlar şöyle.
Çatlı'nın üzerinden çıkanlar:
* Yapı Kredi Bankası kartı l Yapı Kredi Visa kartı l Fatura bilgi kartı
* Barclays Visa kartı l İstanbul Ticaret Odası Üye kartı l 44.500 bin TL., 29 adet 100 ABD Doları, 305 DM. l Mehmet Özbay adına sürücü belgesi. l Mehmet Özbay adına, Emniyet Genel Müdürlüğü'nce düzenlenmiş Mehmet Ağar imzalı Emniyet Genel Müdürlüğü uzmanı belgesi.
Sedat Bucak'a ait 06 AC 600 plakalı Mercedes'ten çıkanlar:
* 9 mm. çapında Saddam marka tabanca, şarjör, l 9 adet mermi. l 9 mm. çapında Baretta tabanca, 2 adet şarjör, 10 adet mermi. l 9 mm. çapında Baretta, şarjör, 45 adet mermi. l 9 mm. çapında Baretta, adet şarjör, 10 mermi. l 22 Kalibre Baretta, 2 şarjör, 12 mermi. l 22 Kalibre tabancaya ait susturucu. l 9 mm. çapında MP 5 makinalı tabanca, 2 adet şarjör. l 9 mm. çapında MP 5 makinalı tabanca, iki şarjör, 82 adet mermi. l 13 adet 7.62 mm. çapında Biksi mermi. l 100 adet 5.56 mm. çapında mermi. l 8 adet 22 kalibre mermi. l 3 cep telefonu. l Bir ışıldak. l 2 adet şifreli kilitli çanta, içerisinden; 19 kalem temizlik eşyası, 2 adet İnternational Hospital üye kartı, cep bilgisayarı ve değişik kredi kartları. l 06 AC 600 plakalı araç adına düzenlenmiş, Sedat Edip Bucak adına onaylı 0514 seri nolu TBMM araç giriş kartı ve 46 kalem muhtelif eşya ve belge.
* 06 EMR 15 plakalı araç adına düzenlenmiş Uluç Gürkan adına onaylı 1070 seri nolu TBMM giriş kartı.
* 34 NUL 63 sayılı iki sac plaka.
Share:

ÇATLI VE ÖCALAN AYNI KAREDE! 2013

ÇATLI VE ÖCALAN AYNI KAREDE!

Çatlı Ve Öcalan Aynı Karede!Biri teröristbaşı Abdullah Öcalan. Diğeri ‘ülkücülerin reisi’ derin devletin Abdullah Çatlı’sı. İkisi aynı karede olabilir mi? İşte olay yaratacak fotoğraflar..
Ergenekon'un kilit ismi Tuncay Güney'e ait olduğu ileri sürülen belgelerde, Abdullah Öcalan'ın, Susurluk kazasında ölen Abdullah Çatlı olduğu iddia edilen bir kişiyle PKK kamplarında çekilmiş fotoğrafı çıktı.
Orjinal mi sahte mi olduğu henüz tespit edilmeyen fotoğrafta Abdullah Öcalan ile Abdullah Çatlı futbol oynarken görülüyor.
MİT CD'LERİ YOLLADI

Ergenekon davasına bakan İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, sanıkların talepleri doğrultusunda MİT'e yazı yazarak Tuncay Güney'e ait CD'lerin gönderilmesini istemişti. Gönderilen CD'ler arasında çıkan bir fotoğraf tabi montaj değilse birhayli tartışma yaratacak.
PKK KAMPINDA MAÇ
Güney'e ait 'XX' adlı dosyadaki fotoğraflara göre, Öcalan, Çatlı ve iki kişi PKK kampında maç yapıyor. Tuncay Güney'in fotomontajda hünerli olduğu DYP Afyon milletvekiline sattığı fotoğraflarla gündeme gelmişti.



Share:

Kutlu Savaş ünlü raporunda, Abdullah Çatlı ve ekibine yaptırılan operasyonların meşruiyetini sorgulamaz 2013

Devlet ?omerta?sı
?Kutlu Savaş ünlü raporunda, Abdullah Çatlı ve ekibine yaptırılan operasyonların meşruiyetini sorgulamaz?.
AHMET İNSEL
Farklı partilerin serbest seçimlerle iktidara geldiği, iktidarın muhalefet ve basın tarafından denetlendiği toplumlarda, kirli devlet oluşumlarından haberdar olanlar bunu kısa zamanda topluma duyurmayı bir görev sayarlar. Ama Türkiye?de...
Ergenekon iddianamesi ve ekindeki belgeler, Türkiye’de yönetimin üst kademelerinde yeralanların, devlet güdümlü birçok yasadışı eylem ve oluşum hakkında doğrudan veya dolaylı biçimde bilgi sahibi olduklarını gösteriyor. Hatta yönetimin hassas noktalarında görev almış, hiyerarşik olarak orta kademelerde yer alanların da bu bilgilere sahip olduğunu öğreniyoruz. MİT kaynaklı bilgi notlarının, devletin denetleme kurullarının raporlarının, özel soruşturma komisyonlarının sonuçlarının, TSK içindeki çeşitli fişleme ve değerlendirme çalışmaları ile emniyet görevlilerinin dinleme ve izlemelerinin oluşturduğu bilgi yığını, bu cephesiyle devletin kendine karşı aslında gayet şeffaf olduğunu gösteriyor.
Hangi sorumlunun, nerede yasal olmayan bir girişimi olduğundan, bir ayağı hep sivil veya askeri yönetim aygıtlarının içinde olan çeşitli menfaat şebekelerinin varlığına kadar uzanan bu bilgiler, dikkat çekici biçimde devletin dışına neredeyse hiç taşınmıyor. Taşındığı zaman ise, Susurluk kazası sonrasında olduğu gibi, taşan bilginin etrafına çok sıkı ve dar bir güvenlik çemberi hemen yerleştirilerek, yapının diğer karanlık ve kirli cephelerinin ortaya çıkması engelleniyor.
Böyle bir duruma genellikle kişisel diktatörlüklerde veya tek parti rejimlerinde rastlanır. Yöneticilerin sık sık değiştiği, farklı partilerin serbest seçimlerle iktidara geldiği, iktidarın muhalefet ve basın tarafından denetlendiği toplumlarda, bu tür kirli devlet oluşumlarından haberdar olanlar bunu kısa zamanda topluma duyurmayı bir görev sayarlar. Eğer böyle davranmazlarsa, işlenen yasadışı eyleme zımni ortak olarak kamuoyunda değerlendirileceklerini bilirler. Bu nedenle demokratik rejimlerde kirli devlet girişimleri her zaman olur ama bunun bilgisi o girişimde bulunan çevrenin sınırlarını aştığında genellikle siyasal hesap sorma süreci de hemen başlar. Yargı da gerekiyorsa devreye girer.

Teşhir edilmeyen kirlilikler
Türkiye’de de, kirli devlet eylemlerinin kısa zamanda teşhir edilmesine yol açacak yukarıdaki koşulların çoğu görünüşte vardır. Vardır ama devletin kirli yüzü buna rağmen ortaya dökülmez. Yöneticiler değişir, memurlar emekli olur, muhalefet iktidara gelir ancak bu kirli devlet pratikleri, birkaç istisna dışında teşhir edilmez. Türkiye’de sorumlu devlet adamı olmak demek, İtalyan mafya geleneğinin en önemli kurallarından biri olan ‘omerta’ya sadık kalmak demektir. ‘Omerta’ kuralı, mafya içindeki bir bilginin mafya dışına kesinlikle çıkmaması demektir. Bu kuralı çiğneyen öldürülür. Bu kuralı aşabilmek için İtalya’da yakın tarihte kimliği gizli tanık uygulamaları geliştirildi.
Türkiye’de de adı konmayan bir siyasal ‘omerta’ yıllardan beri yürürlükte. Hatta bunun siyasal geleneğimizin en eski uygulamalarından biri olduğunu bile söyleyebiliriz. Kutlu Savaş’ın raporunun hassas sayfaları gizlenir. Yassıada duruşmalarında 6-7 Eylül olaylarının üzerine gidilmez. 1970’lerin kanlı kitle katliamlarını uzaktan yönetenler ortaya çıkarılmaz. Daha doğrusu bunlar bilinir ama devletin içinde kalır. Bunu bilenler emekli olduklarında, siyasetten çekildiklerinde bile, en iyi ihtimalle bildiklerini ima etmekle yetinirler. Açılan soruşturmalar hassas bir noktaya gelindiğinde durur, durdurulur. Susurluk kazası sırasında hükümette olan parti başkanı, ortaya dökülenlere ‘fasa fiso’ diyecek kadar kadim devlet geleneği ile özdeşleşmişti. Bir başka Türk devlet büyüğü için ise, bunlar ‘münferit işler’dir.
Türkiye’de devlet ‘omerta’sı yürürlüktedir. Çünkü her şeyden önemli olan, devletin kutsallığına, yaptığının hikmetinin sorgulanamayacağına olan inancın sürüp gitmesinin sağlanmasıdır. Devletin içinde elbette zaman zaman temizlik operasyonları yapılır. Ama bunlar, bu tür kirli eylemleri şahsi menfaate dönüştürme konusunda dozu kaçıranlarla sınırlıdır. Yapılan temizlikten kamuoyunun da haberi pek olmaz. ‘Kol kırılır, yen içinde kalır’ lafının en fazla geçerli olduğu alanlardan biri, devletin içidir. Devletin saygınlığına halel getirmemek ilkesi de bunun örtüsüdür.
Ayrıca bu ‘sorumlu devlet adamı’ geleneği, bu tür yasadışı girişimlere devletin her zaman ihtiyacı olduğunu kabul eder. Kutlu Savaş ünlü raporunda, Abdullah Çatlı ve ekibine yaptırılan operasyonların meşruiyetini sorgulamaz. Tersine bu tür yurtiçi ve yurtdışı operasyonlara bütün devletlerin başvurduğu, bunun devlet olmanın bir gereği olduğu özenle hatırlatır.
Yasadışı ama devlet içi eylemlerde aşırıya kaçanlarla denetim dışına çıkanların tasfiye edilmesi, çok fazla gürültü koparılmadan cezalandırılmaları ve en uygunu, sessizce yok edilmeleri bu kutsal devlet geleneğinin kadim bir kuralıdır. 

Devlet zümresi her şeyi biliyor
Bu açıdan ele alındığında, Ergenekon iddianamesi ekinde yer alan onbinlerce sayfalık belge, içlerinde dezenformasyon amaçlı hazırlanmış olanları dahil olmak üzere, bu devlet zümresinin aslında birçok şeyi gayet iyi bildiğini göstermesi açısından Türkiye siyasal tarihinde bir ilki oluşturuyor. Sadece Veli Küçük ve etrafındaki oluşumla ilgili bilgilerin değil, örneğin 18 Ağustos tarihli Cumhuriyet gazetesinde yayımlanan Ergenekon iddianamesi eklerinde yeralan çok daha sıradan bir jandarma bilgi notu, bir ayağı devlette olan çok geniş bir menfaat şebekesinin boyutlarını ve çalışma biçimini tüm çıplaklığıyla aydınlatıyor. İmar izni değişikliklerine dayalı arsa spekülasyonu ve kamu mülkü paylaşımında, sivil ve asker yöneticilerin bir kısmının nasıl yakın işbirliği içinde bulunduklarını ibretle okuyoruz. Daha önemlisi, bu durumun devlet içinde gayet iyi bilindiğini, izlendiğini ama hakkında herhangi bir işlem yapılmadığını görüyoruz.
Ergenekon iddianamesi, asıl amacı belki bu olmamakla birlikte, devlet adına yapılan bir dizi karanlık eylemin yanında veya onun yamacında bir dizi kirli ilişkinin de kutsal devlet zırhı arkasında nasıl işlediğini gösteriyor. Gösterirken, bunun o kadar da gizli kapaklı olmadığını, toplumun bunları bilmemesine rağmen, devletin sorumlu mevkilerini işgal edenlerin bunları pek iyi bildiklerini ortaya koyuyor. Türkiye’nin resmi ‘omerta’ geleneğini tüm çıplaklığıyla görmemizi sağlıyor.
Bu yerli ‘omerta’, Türkiye Cumhuriyeti devletinin kuruluşundan beri yürürlükte. Bu kuralı paylaşmayan siyasetçiler, devlet görevlileri hatta yurttaşlar, kutsal devlet gözünde makbul siyasetçi, makbul memur ve elbette makbul yurttaş olamazlar. Türkiye’de devletin makbul kabul etmediğinin hayatta kalma ihtimali az olduğu için, bilme ama susma geleneği bu derece yaygın ve etkili biçimde yürümeye devam eder.
Ergenekon iddianamesi ve bunu izlemesi beklenen ikinci davanın suçluların gerçekten cezalandırılmasıyla bitip bitmeyeceğini bilmiyoruz. Ama bu davalar vesilesiyle kamuoyunun bilgisine ve ilgisine sunulan belge yığınının, Türkiye’de demokrasinin yerleşmesi ve olağanlaşması mücadelesini vermeye devam edecekler açısından son derece önemli bir malzeme oluşturduğunu görebiliyoruz. Sadece mahkemelere bırakılmayacak kadar siyasal olan, tam da bu nedenle sadece iktidar partisine de teslim edilmesi sakıncalı olan, Türkiye’de özgürlük, eşitlik ve dayanışma mücadelesini yürütecek olan demokrat hareketlerin sahiplenmesiyle, takipçisi olmasıyla, demokratik bir dönüşümün taşıyıcısı olabilecek bir potansiyel sunuyor Ergenekon iddianamesi. Bu potansiyelin heba edilmeyeceğini ümit ediyoruz. Aksi takdirde gelecek kuşaklar Türkiye sollarını da bu kadim yerli ‘omerta’yı içselleştirmiş olmakla suçlamaya kalktıklarında buna ne yanıt verebiliriz ki?
Share:

Susurluk cetesinin Siverek tatili 2013

Abdullah Catli ve Sami Hostan

Susurluk cetesinin Siverek tatili

DYP Milletvekili Bucak'in evinde cekilen fotograflar Catli, Topal'in ortagi Hostan ve Bucak'in korumasi Ersoy arasindaki iliskinin kaniti http://www.milliyet.com.tr/1997/03/15/t/siyaset/susurluk.jpgoldu

Hulya KOYLU - iSTANBUL

SUSURLUK kazasi sonrasi baslatilan cete sorusturmasini yuruten istanbul DGM Bassavciligi'nin iddianameyi hazirlarken delil olarak kabul ettigi iki onemli fotografi Milliyet ele gecirdi. Fotograflar, cetenin DYP Sanliurfa Milletvekili Sedat Edip Bucak'in Sanliurfa Siverek'teki evinde, kumarhaneler krali Omer Lutfu Topal'in olduruldugu donemde bulustuklarini gozler onune serdi.
istanbul DGM Bassavciligi'nin 42 sayfalik iddianamesinde, dort baslik altinda toplanan deliller arasinda yer alan fotograflar hakkinda su aciklamalara yer veriliyor:
"Otomobilin bagajinda bulunan cantalardan birisinde ayni fotograf makinesiyle 3 - 4 gunluk bir zaman diliminde cekilmis 35 adet renkli fotograf bulunmustur. istanbul DGM Bassavciligi'nda sanik olarak ifadeleri alinan Sedat Hostan ve Abdulgani Kizilkaya'nin beyanlari, diger ifade ve tespitlere gore, bu fotograflardan bir kisminin Siverek ilcesinde Sedat Edip Bucak'in ikametgahinda 1996 yili temmuz - agustos aylarinda cekilmis oldugu anlasilmistir.
Fotograflarda Abdullah Catli, Sami Hostan (Omer Lutfu Topal'in ortagi), Ercan Ersoy (Sedat Edip Bucak'in korumasi, Ozel Tim gorevlisi) samimi pozlarda gorulmustur."
Fotograflarin cekildigi donemle Omer Lutfu Topal'in oldurulmesi olayinin tarihi arasinda bir yakinlik olduguna dikkat cekilen iddianamede, "Dosya icinde mubrez bulunan ve yukari bolumlerde izahi yapilan, Siverek ilcesinde Sedat Bucak'in ikametgahinda cekildigi tespit edilen, Omer Lutfu Topal'in olduruldugu tarihlere yakin zamanlara tekabul eden gunlerde cekilmis oldugu tespit edilen fotograflarda bu kisiler arasindaki yogun ve gizli iliskileri teyit etmektedir. (Abdullah Catli, Sami Hostan ve Ercan Ersoy'un yan yana cekilmis fotograflari)" gorusune yer verildi.
Share:

Çatlı'nın ailesinden jet yalanlama 2013

http://www.haberform.com/catli-haberler-catlinin-ailesinden-yalanlama-meral-catli-ergenekon-ca-7327h.jpg
Çatlı'nın ailesinden jet yalanlama
ERGENEKON davasının dünkü oturumunda söz alan tutuklu sanık Sami Hoştan,Susurluk kazasında kaybolan esrarengiz çanta için sürpriz bir çıkış yapmıştı.
Acil Vize Başvurusu İçin TIKLAYIN !Çatlı'nın eşi Meral Çatlı açıklama yapmazken, aile bireyleri, Sami Hoştan'ın bahsettiği çantayı hiç görmediklerini, ancak çantanın kendisinde olduğunu bildiklerini ifade ettiler.

ERGENEKON davasının dünkü oturumunda Aydınlık Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Serhan Bolluk savunmasını yaptı. Serhan Bolluk'un 'Susurluk'u biz ortaya çıkardık. Çatlı'nın çantasındaki belgeler de bizim yazdıklarımızla örtüşüyordu' iddiası üzerine çapraz sorgu sırasında söz alan tutuklu sanık Sami Hoştan, Susurluk'ta kaybolan Abdullah Çatlı'ya ait çantanın kendisinde olduğunu ve içinden hiçbir belgenin çıkmadığını öne sürdü. Hoştan, çantayı Ergenekon davasında karar çıktığı gün mahkemeye teslim edeceğini söyledi.

KAZA YERİNE İLK BEN GİTTİM

3 Kasım 1996 günü akşam saat 19.30 sularında meydana gelen kazanın ardından olay yerine giden ilk kişinin kendi olduğunu iddia eden Susurluk hükümlüsü Sami Hoştan, Abdullah Çatlı'nın sırlarının gizli olduğu iddia edilen çantanın kendisinde olduğunu öne sürdü. Hoştan 'Tarihe düşmesi için doğruların ortaya çıkması için, burada birkaç şey söylüyorum; Susurluk kazasına karışan Mercedes'teki çantanın Drej Ali'de olduğu söylendi. O çantadan çok bahsedildi. Şimdi sanık Serhan Bolluk, bu çantada bulunan bilgi ve belgelerin kendi yazdığı haberlerle örtüştüğünü öne sürdü. Ancak çantayı ben aldım. İçinde bilgi ve belge yoktu' dedi.

26 BİN MARK VE KOLYE VARDI

ÇANTANIN içinde sadece Çatlı'nın kızı Sevcan'ın kolyesi ile 26 bin mark olduğunu anlatan Hoştan 'İçindekileri ailesine teslim ettim. 'Çanta bende kalabilir mi?' diye izin istedim. Şu an çanta bende. 'Susurluk'u biz yazmıştık' diyor Serhan Bolluk. Ancak olay yerine ilk giden benim. Arkadaki araç içerisinde bulunan eşyaları alıp Melahat Hanım'a (Meral Çatlı) da veren benim. Karardan sonra çantayı size teslim edeceğim' diye konuştu. Mahkeme Başkanı Köksal Şengün'ün, 'Çantanın içi boş muydu?' şeklideki sorusuna Hoştan, 'Dediğim gibi, sadece kolye ve para vardı' cevabını verdi.

Çantayı bulsalar bizi bertaraf ederlerdi

ERGENEKON terör örgütü iddianamesinde, Abdullah Çatlı'nın kayıp çantasının kazanın hemen ardından Drej Ali lakaplı Ali Yasak tarafından alınarak emekli Tuğgeneral Veli Küçük'e verildiği iddiası yer alıyordu. İddianamede, kazanın hemen ardından Ali Yasak'ın çantayı alarak teslim ettiği Veli Küçük'ün 'Allah'tan biz o çantayı şey yaptık, eğer çanta başkalarının eline geçseydi mahvolurduk, bizi bertaraf ederlerdi' dediği de ileri sürülüyor. Tuncay Güney iddianameye giren ifadelerinde de, Drej Ali ile Çatlı'nın kayıp çantası hakkında sohbet ettiğini, Drej Ali'nin 'Abdullah Çatlı yemek yediğimiz faturalardan harcadığımız fişlere kadar notlarını tutardı' diyerek bütün belgelerinin çanta içersinde olduğunu, çantayı 'yukarıya abiye gönderdim' diyerek Veli Küçük'e gönderdiğini ima ettiğini anlatıyor.

Eşyaları ondan değil savcılıktan aldık

SAMİ Hoştan'ın iddialarını Çatlı ailesi yalanladı. Çatlı'nın eşi Meral Çatlı açıklama yapmazken, aile bireyleri, Sami Hoştan'ın bahsettiği çantayı hiç görmediklerini, ancak çantanın kendisinde olduğunu bildiklerini ifade ettiler. Çatlı ailesi 'Çantayı hiç görmedik. Sami Hoştan'la da Abdullah Çatlı öldükten sonra hiç görüşmedik. Görüşmüyoruz da, görüşmeyiz de. 12 senedir çanta soruluyor. Bize savcılık kanalıyla iç çamaşırın adedine, kazağına kadar her şey kaza sonrası bildirildi. Bir kol saati, 18 ayar altın değerinde altın kordonu, 44 bin TL, 3 bin 500 dolar, 305 mark, kemer vb eşyalar bize ulaştırıldı. Cep telefonu dahi verilmedi. Çantayı da görmedik' bilgisini verdi.

Kirli ilişkiler ortaya saçıldı

3 Kasım 1996 günü Susurluk'ta meydana gelen kazanın ardından siyaset-mafya-polis üçgeninde yaşananlar ortalığa saçıldı. Ancak davadan istenilen sonuç alınamadı.

Savunmasında farklı anlatmıştı

SAMİ Hoştan Ergenekon davasında savunmasını yaptıktan sonra çapraz sorgusu sırasında Susurluk kazasının olduğu geceyi anlatmış ancak Çatlı'nın kayıp çantasından hiç bahsetmemişti. İşte Hoştan'ın ağzından o gece yaşadıkları: Susurluk kazasından sonra Sedat Bucak'ın koruması Ercan Ersoy, Aliço'yu (Ali Fevzi Bir) aramış. Aliço bana ulaşamayınca evime telefon açıyor. Kızıma söylemiş. Kızım da bana haber verdi. Ben de Abdülgani Gızılkaya'yı aradım. O da 'Çok kötü durumdalar hastaneye gidiyoruz' dedi.

KÜÇÜK 'TELEFONU KAPAT' DEDİ

SEDAT Bucak yakın dostumdur. Onunla yaptığımız sohbetlerde, Veli Paşa'nın yakın dostu olduğunu söylerdi. Sedat Bucak'ın kazada ağır yaralandığını duyunca acil yardım sağlamak için aklıma ilk gelen kişi Veli Küçük oldu. Yaklaşık 10-15 dakika sonra Veli Paşa'yı aradım. Jandarma bölgesinde olmuş. Yardımcı olsun diye aradım. Veli Paşa 'telefonu kapat' dedi. Olay yerine gittim. Cenazeleri gördüm. Olay yerinde, Drej Ali (Ali Yasak) ile karşılaştık. Çatlı'nın cenazesini morgdan alıp Nevşehir'e
Share:

Çatlı ve Öcalan aynı karede 2013

Çatlı ve Öcalan aynı karede

MİT'in Ergenekon mahkemesine gönderdiği belgeler arasında, Abdullah Çatlı ile Abdullah Öcalan'ın PKK kamplarında çekilmiş fotoğrafı yer alıyor. Sanık avukutlarına göre, fotoğraflar tamamen fotomontaj.


Erdoğan Durna
NTV
Güncelleme: 17:22 TSİ 06 Haziran. 2009 Cumartesi
İSTANBUL - Ergenekon davasının görüldüğü mahkemeye Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) tarafından gönderilen belgeler arasında sürpriz fotoğraflar var.
Sanık avukatlarının talebi doğrultusunda MİT'e yazı yazan mahkeme, Tuncay Güney'e ait CD'lerin gönderilmesini istemişti. Milli İstihbarat Teşkilatı, cuma günü elindeki belgeler ile 6 CD'yi mahkemeye gönderdi.
Belgeler arasında Abdullah Çatlı ile Abdullah Öcalan'a ait olduğu öne sürülen fotoğraflar da bulunuyor. Güney'e ait 'xx' adlı dosyadaki fotoğraflara göre, Öcalan, Çatlı ve iki kişi PKK kampında maç yapıyor.

Fotoğrafın orjinal mi yoksa foto montaj mı olduğu bilinmiyor. Başka bir fotoğrafta ise, Abdullah Öcalan ile Çatlı birlikte görülüyor.
Bir başka fotoğrafta ise Abdullah Öcalan Celal Talabani ile yürürken, arkadan Abdullah Çatlı'nın kafası görünüyor.
Sanık avukatları fotoğrafların büyük ihtimal ile foto montaj olduğunu savunuyor.
Share:

Tuesday, July 30, 2013

Polat Hizli ve Öfkeli necati sasmaz 2013

Share:

Nagihan Kaşıkçı kimdir? 2013

Nagihan Kaşıkçı kimdir?
Kurtlar Vadisi'nin başrol oyuncusu Polat Alemdar'ın yani Necati Şaşamaz'ın evlendiği haberi gündeme bomba gibi düştü. Necati Şaşmaz Nagihan Kaşıkçı ile dün akşam dünya evine girdi. Peki Necati Şaşmaz'ın dünya evine girdiği Nagihan Kaşıkçı kimdir? İşte Nagihan Kaşıkçı ile ilgili tüm merak edilenler...
Nagehan Kaşıkçı doğum tarihi 1990’dır. Nagehan Kaşıkçı İstanbul ilimizde dünyaya gelmiştir. Nagehan Kaşıkçı magazin dünyasında sıkça görülen bir kişi olmadığından dolayı bu güne kadar kendisi hakkında detaylı bilgilere yer verilmemiştir. Nagehan Kaşıkçı 12.12.2012 tarihinde Necati şaşmaz beyle evlenmiştir. Nagehan Kaşıkçı Ömer Lütfi Mete’nin yeğenidir.

Ömer Lütfi Mete Kurtlar Vadisinde senaryosuna katkı sağlamış ve dizide yapımcılık yapmıştır. Nagehan Kaşıkçı magazin dünyasında sıkça raslanan bir isim olmadığı için hakkında çok az bilgi bulunmaktadır.

NECATİ ŞAŞMAZ ÖNCE BESMELE ÇEKTİ

Az sayıdaki davetlinin katıldığı nikah töreninde, Nagehan Kaşıkçı'nın son derece şık ve sade bir gelinlik giydi.

Vadi ekibinin siyah takım elbiselerle katıldığı nikah töreninde Necati Şaşmaz, nikahı kıyan Üsküdar Belediye Başkanı Mustafa Kara'nın sorusuna 'EVET' demeden önce Besmele çekti. Nikahtan sonra mutluluğunu yakınlarıyla paylaşan Şaşmaz, annesinin elini 3 defa öptü.

GÖRÜCÜ USÜLÜ İLE EVLENDİLER... BALAYI MALDİVLER'DE...

Necati Şaşmaz ile Nagehan Kaşıkçı'nın görücü usülüyle evlendikleri öğrenildi. Çift, balayı için Maldivler'e gidecek ve dönüşlerinde İstanbul Beylerbeyi'ndeki evlerinde yaşayacaklar.


Share:

Memati ve ailesi nasıl bir ev istiyor? 2013



Share:

2013 بالصور ...شاهد كيف تخلت بيرين سات التركية بطلة مسلسل فاطمة التركى عن أنوثتها

http://1-ps.googleusercontent.com/x/www.nmisr.com/www7.0zz0.com/2013/03/15/09/x599080068.jpg.pagespeed.ic.3mRgVhEflB.jpg

هى الممثلة التركية الجميلة بيرين سات أو المعروفة بفاطمة نسبة لدورها فى المسلسل التركى الشهير فاطمة والتى جسدت فيه دور البطلة وبالرغم من جمالها وأنوثتها الطاغية التى جعلت العديد من المجلات التركية والعالمية تختارها كأجمل وجه على مستوى تركيا إلا أنها فى سبيل الفن تخلت عن هذه الأنوثة لتتعلم لعبة الكونغ فو العنيفة وذلك إستعدادا لدورها فى مسلسل جديد بعنوان الإنتقام حيث تقوم فيه بدور البطولة وتلعب دور فتاة تم إخراجها هى وعائلتها من بلدتها بالقوة وتكبر الفتاة وتتعلم فنون القتال وتعود إلى قريتها للإنتقام ممن أخرجوها هى وعائلتها من موطنهم

ومن لمعروف ان بيرين من مواليد عام 1984 فى تركيا وقد نالت شهرة واسعة فى الفترة الأخيرة خاصة بعد دورها فى المسلسل التركى الشهير فاطمة وقد قامت بالعديد من المسلسلات وبعد الشهرة التى حققتها قامت أيضا ببعض الإعلانات أشهرها هو إعلان مزيل العرق ريكسونا هذا وقد إشتهرت بيرين سات فى الوطن العربى ليس فقط بمسلسل فاطمة ولكن أيضا بمسلسل العشق الممنوع وكذلك مسلسل حكايات سمر وهى مسلسلات شهيرة تم دبلجتها من اللغة التركية للعربية كما تذاع هذه المسلسلات فى دول أخرى مثل اليونان وكرواتيا وإيران وسلوفينيا مما جعل هذه الممثلة من الشهيرات على نطاق واسع من دول العالم



http://1-ps.googleusercontent.com/x/www.nmisr.com/www7.0zz0.com/2013/03/15/09/x599080068.jpg.pagespeed.ic.3mRgVhEflB.jpg















Share:

Popular Posts

ما هو افضل مسلسل لسنة 2020 ؟
مسلسل الهندي مملكة الحب
مسلسل تركي الحفرة
مسلسل وادي الذئاب
Created with Quiz Maker

Follow by Email

Blog Archive

Pages

Theme Support